Doğum Hikayeleri

Öznur ile Nisa ve Enes’in hikayesi

Adım Öznur… 36 yaşında. ev hanımıyım… İki çocuk annesiyim… İlk doğumumdan başlayarak bu güzel duygularımı satırlara dökmeye, sizlerle paylaşmaya çalışacağım… 1991 yılında eşimle Eskişehir Ticaret Lisesi’nde başlayan arkadaşlığımıza 1996 yılında evlenerek mutlu bir yuvayla devam etmek istedik. Fakat benim ilk zamanlar çocuk isteğim yoktu. Evlenince belki durumlar değişebilir düşüncesiyle bir yıl çocuk istemedim ama eşim bu fikrime katılmıyordu. Derken beni ikna etti ve ilk üç aydan sonra çocuk isteme arzum arttı fakat bu seferde bebeğimiz olmuyordu. Bunun için doktora gittik ve sol yumurtalıkta kist tespit edildi. Ardından tedaviye başlandı. Çok uzun olmayan bir süreçten sonra hamilelik haberini aldık. O anları ifade etmeye kelimeler yetersiz kalır. İlk aylarım çok zor geçti. Mide bulantılarımdan yemek yiyemediğim için serum takviyesi yapıldı. Bir hafta hastanede yattım. Eşimin görevi gereği evimiz İstanbul ‘daydı. Benimse tüm yakınlarım Eskişehir ‘de. Benim durumumda olanların sürekli ziyaretçisi, akrabaları, çiçeklerle ve hediyelerle geliyordu. Onları gördükçe hüzünlenir, görmemek için arkamı dönüp yatardım. Tek ziyaretçim eşimdi. Sonrasında kolay bir dokuz ay geçirdim. Ama bir sabah uyandığımda kanamam başlamıştı. Bir gün önce son doktor kontrolüm vardı. Doktor doğum için henüz bir hafta süremin daha olduğunu söylemişti. Bunun rahatlığı içinde iken kanamanın başlaması büyük panik yaşamama neden oldu. İnternet ve diğer imkanlar bu kadar bu kadar gelişmemişti. İlk aklıma gelen sabahın 7’sinde hamile komşuma gitmek oldu. Komşum aynı durumun annesinde de olduğunu ve doğumun başladığını söyledi.

Bu sözleri duyduğumda yaşadığım panik bir kat daha arttı. Hemen eve döndüm, etrafı topladım, duşumu aldım ve eşimi uyandırarak, “sana bir şey söyleyeceğim. ama panik yapma. Doğum başlamış” dedim. Eşim o heyecan ve panikle arabanın anahtarlarını ve doğum çantasını kaptığı gibi yollara düştük. Evimiz Pendik ‘te, hastane Üsküdar ‘daydı. Sabah trafiği de cabası. Eşim trafikte paniğe kapılmasın diye ben sancıları belli etmemek için sesimi bile çıkarmıyordum. Bir süre sonra hastaneye vardık. Beni hemen doğumhaneye aldılar. Eşim de kapının önünde… Başka da kimsemiz yok. Hemşireler bana bir şey söylüyor, eşime gidiyor o sancıyla söylüyorum, o gerekeni getiriyor. Kontrollerden sonra rahimde az açılma olduğu için sancı serumu verdiler. İşte o zaman sancılarım çekilmez hal almaya başladı. Ama fazla sürmedi. Bir buçuk, iki saat sonra doğumhaneye götürüldüm. Normal doğum olacaktı. Ebenin suyu patlattığını hatırlıyorum. Sonrasında biraz kesikle Nisa ‘mın sesini duydum. Ve ağlamaya başladım. Ebeler onu temizlerken seyrettim. Ardından hemen babasına gösterdiler. Henüz ben görmemiştim. Sonra benim kucağıma verdiler. Bembeyaz, pamuk gibi, mavi mavi bir melek bana bakıyordu. Kokladım, kucağımdan ayırmak istemedim. Fakat dikiş atılması için bebeğimi aldılar. O mutluluk ve heyecanla dikiş atılırken hiç acı hissetmedim. Doğumhaneden çıkarıp odaya aldılar. Tabi ben doğumdayken eşim annesini aramış. Kayınvalidem ilk trenle geldi akşama doğru… Ama normal doğum olduğu için ben geceyi tek geçirdim. Hep kızımla ilgilendim. Sanki çok tecrübeliymişim gibi her şeyini yapıyordum. Allah tarafından verilmiş muhteşem annelik duygusuyla. Normal doğum olunca toparlanma süresi daha az oldu. Kızımı tek başıma büyütmeye başladım. Zaten hiç zorluk çıkarmadı. Çok sakin bir bebekti.

İlgili Yazı  Fatma ve Erdem'in hikayesi

Bu kez Enes geliyor Aradan iki yıl geçince kızımın bir kardeşi olsun istedik. fakat babamız askerliğini yapmamıştı. Bu çok büyük bir engeldi. Eşim yokken iki çocuğa tek başıma bakamam diyerek, ikinci bebek fikrini bir süreliğine rafa kaldırdık. Eşim 2000 yılında askere gitti. Biz de eşyaları İstanbul ‘da bıraktık ve Eskişehir ‘e döndük. Sonrasında eşim onsekiz ayını tamamlayıp görevinin başına gelince bir de az bir süre sonra doğu görevimizin olduğunu bildiğimiz için yine bebek planları ertelendi. Ben bu yıllar içinde spiral taktırmıştım. 2003 yılında Siirt ‘e tayinimiz çıktı. Burada üç yıl kalacaktık. İşte en uygun zaman diye düşündük ve spirali çıkarttık. Doktor bebeğin hemen olmayacağını, vücudun en az altı ayda düzene gireceğini söyledi. Tam bir yıl bekledik. Yine bebeğimiz olmuyordu. Oralarda sağlık imkanları da kısıtlı olunca tedavi için Batman ‘a gitmeye başladık. Sonra bir yıl daha geçti. Ben tedaviye devam ediyordum. Bulunduğumuz şehre özel hastane açılınca daha rahattım. Doktor rahim içi filmine kadar çekti. “Hiçbir sorun yok, sadece yumurtlama sorunun var” diye değişik ilaçlar uyguladı. Üç sene bu şekilde çocuk sahibi olamadan geçti. Tabi ben her ay “tamam bu ay hamileyim” diye tahlile götürüyordum eşimi. Test sonucu negatif çıkınca başımız önde geliyorduk. Eşim her seferinde “olacak, bu kadar üzülme” diye teselli ediyor, “bak kızımız var. Hiç evladı olmayanlar ne yapsın” diye söylüyordu. Oradan tayinimiz Ayvalık ‘a çıkınca son kontrolde doktor yumurta çatlatmak için iğne önerdi. Ama ben kabul etmedim. Taşınma sürecinde çocuk düşebilir diye düşünmüştüm. Bir ay ne ilaç ne de başka birşey kullanmadım. Ta ki eşim beni bırakıp eşyaları toplamak için geri döndüğü zamana kadar… Yine tahlil krizim tuttu. Hemen bir arkadaşımızın laboratuvarına gittim. Annemlere çok yakındı. Arkadaşa “Sen kan al ama kesin yine negatif çıkacak” diye kan verdim. Hemen öne aldı, tahlili yarım saat bile geçmeden sonuç elinde yüzünde gülümsemeyle geldi. “Müjde hamilesin” sözleriyle çok şaşırdım, şok oldum. Hemen eşimi aradım. O sırada Siirt ‘te eşyaları topluyordu. “Sana bir haber vereceğim ama şaşırma” dan sonra “HAMİLEYİMMM” dedim. Sonrasında ağladım. O da şaşkın, “çok sevindim, çok şükür” dedi. “Hemen taksiye bin, yürüme. Çocuğa bir şey olmasın” diye uyardı. Oysa annemin evi birkaç metre ilerideydi. O kadar şaşkın adam yani… Eve döndüm, annemlerle ve herkesle paylaştım. Gerçi daha 5+1 ‘di. Riskli zamanlardı. Öyle de oldu. İki gün sonra kanamam başladı. Hemen hastaneye gittim. Doktor “masaya çıkın muayene edeceğim” deyince kabul etmedim. “Ultrasonda bakın” diye ısrar ettim. Baktı, minnacık bir nokta duruyor. Yatmamı ve ilaç kullanmamı söyledi. Çok şükür sonrasında bir şey yaşamadım. Oğlum olacaktı bu kez.

İlgili Yazı  Aylin ve Nehir'in hikayesi

Ultrasonda babasıyla ve ablasıyla görmüştük. Hamileliğim rahat geçti ama çok kilo almıştı. Bel fıtığı olduğu için de doktor son güne kadar “normal doğum” dedi. Ama yine de “sezeryana hazırla kendini” diyerek uyardı. Son günler yaklaşmıştı. En son çarşamba günü kontrole gittiğimde doktorum, “eğer hafta sonu doğum olmazsa pazartesi sabahı sezeryana almayı düşünüyorum” dedi. Cumartesi hafiften sancılarım başlamıştı. Pazar günü de iyice artmaya başladı. Annem bizdeydi. Hemen çantayı alıp hastaneye gittik. Muayene sonucunda doğumun henüz başlamadığını öğrenerek eve geri döndük. Ama o akşam her on dakikada bir sancı geliyordu. Sabahı zor ettik ve erkenden hastaneye gittik. Doktor geldi, durumumu sordu, anlattım. Sezeryan için hazırlanmamı istedi. Fakat hastanede tek ameliyathane olunca benden önce acil gelen hastayı aldılar, onu beklemek zorunda kaldım. Sancılar eşliğinde yaklaşık bir saat sonra ameliyathaneye götürülmek için yürüyen sandalyeye oturdum. Eşim elimden tuttu, yanımda ilerliyordu. İlk kez ameliyathaneye girmenin ve sezeryanla doğum yapacak olmanın korkusunu yaşıyordum. O kokuyla ağlıyordum. Eşim, “Allah’a emanet ol, bekleyeceğim” diye elimi bıraktı. Kapının önünde ayağa kalkıp yürümemi istediler. İki büklüm gidiyordum. İyice sancım arttı. Ameliyat masasına yatınca hissettim ki suyum gelmiş. Doktor hemen hazırlandı, yeşil örtüler örtüldü, narkoz yapıldı. Doktor sorular soruyordu ama ben heyecan ve korkudan cevap veremiyordum. Bir baktım neşter elinde ama ben “daha bayılmadım” diye konuşurken sesim kesildi… Birkaç saat sonra gözümü açtığımda karnımdan çok acılar geliyordu.

Üzerime kum torbaları koymuşlar. Hemen oğluşumu görmek istedim, uyuyordu. Annem “zor uyuttuk, kesin uyanır. O zaman görürsün” diye bekletti. Hemşire geldi emzirmem için yardım etti, kucağıma verdi. İşte o an “yine dünyanın en güzel bebeğini ben doğurmuşum” dedim. Annelik işte… Herkese yavrusu öyle görünür. Zaten öyledir de… Üç günlük hastane süresinden sonra evimize geldik. Fakat benim vücudum iç dikiş ipliklerini kabul etmediği için iltihap yaptı. Bir hafta onu kurutmak için hastaneye gittim. Bu doğum sezeryan olunca iyileşme süresi uzun oldu. Enes de biraz uyumayan bebekti. İlk aylarda da kolik olunca sanki ilk doğum gibi afalladım. Ne yapacağımızı şaşırdık. Kolik geçirmek için ne varsa aldık, ne varsa internetten araştırıp uyguladık. Üç ay böyle geçti.. Şimdi kızım 13 yaşından gün alıyor. Oğlum da 4 yaşının içinde. Hala bile zamanın ne çabuk geçtiğini anlayabilmiş değilim.. Doğum hikayem uzun oldu. Sıkılmadan okuyanlara çok teşekkür ederim. Allah herkese bu güzel duyguyu yaşatsın. Ve bundan hiçbir kadın mahrum kalmasın.

İlgili Yazı  Gaye ile Ozan'ın hikayesi

Öznur Koçanlı Çetinkaya (Nisa ve Enes)

Bir önceki yazımız olan Işıl ve Selin'in hikayesi başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.