Doğum Hikayeleri

Gaye ile Ozan’ın hikayesi

Eşimle ilkbaharda evlendik. Ayın onbeşiydi saat onbeş. Biz hayatı paylaşmaya karar verdiğimizde de ayın onbeşiydi. Özel bir rakam olmuştu bizim için. Evlendikten sonra biraz kendimize vakit ayıralım diyorduk ama inanılmaz bir anne olma isteği doldurmuştu içimi. Evliliğimizin altıncı ayında hamileydim. Doktorum normal doğum tarihinin 26 Haziran olduğunu söylemişti kendimizi ona hazırlamıştık. Miniğimiz gelişimini erken tamamlamıştı ve doktor “15 Haziran ‘da alabiliriz” demişti. Bizim için oldukça güzel bir tesadüftü ayın onbeşi. Zaten herşey hazırdı. Sadece yavrumuzun gelip evimizi renklendirmesi gerekiyordu. Her şey hazırdı ama ben? Kendimi on gün sonrasına hazırlamışken. Kramplar mide bulantıları başladı. Böyle bir heyecan yaşamamıştım hiç. Doğumdan bir gün öncesinde saatleri, dakikaları tek tek saydım. Eşimle “kimseye söylemeyelim, doğunca haber veririz” diye kararlaştırdık. Güzel bir sürpriz olsun istedik. Çünkü herkes on gün sonrasına hazırdı. O yüzden eşimle baş başa yaşadık heyecanımızı. İçimizde ne fırtınalar koptu kimselerden habersiz. En net hatırladığım bir mide bulantısı. Sabah oldu sonunda. Doğum saat 10’daydı. Baştan beri bir aksilik olmazsa normal doğum diye konuşsak da son kontrolde bebeğimizin başı doğum kanalına girmemişti. Sezeryan olmam gerekiyordu. Sabah eşimle hastaneye gittik. O kapıdan iki kişi girdik, üç kişi çıkacaktık. Elimi ayağımı nereye koyacağımı şaşırmıştım.

Doktorum çok güler yüzlü çok samimi bir hanımdı. Doğum öncesi yanıma geldi sakinleştirmeye çalıştı. Ama nafile. Nihayet buluşma vakti gelmişti. Eşim kapıda, birbirimize baktık ne diyeceğimizi bilemedik. El salladım girerken. İçerde çok neşeli bir hava vardı. Doktorum geldi, şarkılar söylüyordu, hemşireler etrafımda dolaşıyordu şakalaşarak. Ben etrafa öylece bakıyordum bulantım iyice artmıştı, konuşamıyordum heyecandan. Doktor, “ismi ne olacak” diye sordu. Tutulmuştum, ağzımı açıp cevap veremedim. Hemşireler bir şeyler sordu yine cevap yok. Bir süre sonra kendimi toplayıp, “Ozan” diyebildim. Artık beklemek istemiyordum.

İlgili Yazı  Banu ile Efe'nin hikayesi

Doğumun ne zaman başlayacağını merak ediyordum. Doktorum şarkı söylemeye devam ediyordu. Sonra bebek geliyor diye bir ses geldi. Ne? Geliyor mu? Şaşırmıştım. 15.06.2007 saat 10.10 ‘da geldi bebeğimiz, hayatımızı doldurmaya. Doktorun parmaklarının arasında minik bir ayak gördüm. Daha önce bu kadar küçüğünü, bu kadar sevimlisini görmemiştim hiç. İçim titredi o anda. Yüreğim çok gürültülü ve hızlı çarpıyordu. Sonra cılız bir ağlama sesi geldi. O cılız ses yüreğimdeki bütün karmaşayı dindirdi. İnanılmaz bir huzur çok güzel bir mutluluk hissetim. Sarıp da yanıma getirdiklerinde burnuna öpücük kondurdum. Yumuk yumuk eli çıktı sanki hayata, annesine “merhaba” diyordu. “Ağlamak serbest” diyordu hemşire ama ben ağlayamıyordum. Ameliyathaneden çıktım, odaya götürdüler eşim ve oğlum odadaydı. O andan itibaren üç kişilik sıcacık bir aileydik. Ben işte o zaman ağlamaya başladım. Şu an oğlum üç yaşında. Birbirimize çok şey öğrettik. Anne olmanın nasıl derin bir duygu olduğunu gerçekten anne olunca anladım. Ne okuduğum en güzel şiir, ne bildiğim en ihtişamlı sözler oğlumu ve bana hissettirdiklerini anlatmaya yetmez. Sevginin sınırlarını nereye kadar zorlayabiliriz, daha önce yeryüzünde bu kadar büyük bir sevgi, aşk, bağlılık yaşanmış mı dır? Hiç sanmıyorum. Seni Seviyorum…

Gaye Sivaslı Kılınçaslan (15.06.2007)

Bir önceki yazımız olan Yeşim ve Oğuz Kağan'ın hikayesi başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.