Doğum Hikayeleri

Fatoş ve Ata’nın hikayesi

2006 yılı Haziran ayında yaptığım evliliğin ardından ekim sonunda hamile kalmış ve 2 Ağustos 2007 ‘de, dünyada hiç kimsenin bana öğretemeyeceği şeyleri öğreten ve sonsuz sevgisi içime dolan kızımı aldım kollarıma… Doğumundan itibaren olağanüstü güzellikte aylar, ve iki yıl geçirdik. Bu süre zarfında hiç düşünmedim Tanem ‘e bir kardeş yapmayı. Paylaşamazdım onun sevgisini başka bir çocukla , haksızlık olurdu bu benim melek kızıma… Ama Tanem 2 yaşını doldurduktan sonra düşünmeye başladım, “haksızlık mı ediyordum hem kızıma, hem kendime”… Eşimle oturduk uzuuuun uzuunn konuştuk ve Tanem ‘in en az bize duyduğu kadar bir kardeşe de ihtiyaç duyacağına karar verdik. Biraz da bencilce belki ama kendimizi düşündük. Şimdi değilse ne zaman ? Tam rahata alışacağız Tanem büyüyecek o zaman mı dedik.. Vee yine Ekim ayında hamileydim..

Kızımda yaşadığım o rahat hamileliği hatırladım, umdum ama maalesef öyle olmadı. Biraz sorunlu geçti hamileliğim. 5 aydan sonra kanamalar falan… Her şey sorunsuzdu onun dışında, yapılan testler falan… Bir kızım vardı ve bir de oğlum olacaktı. Her kontrolde sordum “hala erkek mi” diye? Bilemiyorum çok istediğimden değildi galiba ben aslında hep bir kız kardeş istedim Tanem ‘e içten içe.. Kendi kız kardeşim olmamasından belki de… Alışamadım fazla erkek evlat beklentisine… Hamileliğimin 7. ayından itibaren artık evdeydim. Kızımla vakit geçirecek hamileliğin son döneminde bekleyişimize hazırlıklarımızı da ekleyecektim. Tanem baş destekçimdi.. Eşim de bu arada yeni bir dükkan açmıştı. İşleri yoluna sokmak için fazla çalışıyorlardı ve aldıkları bir iş yüzünden haziran ayı içerisinde yurtdışına çıkması gerekecekti. Ve benim de muhtemel doğumum temmuz başında olacaktı. Kontrollere gittiğim doktor doğuma girmeyeceği için başka bir doktor buldum kendime ve kendisiyle konuştuk. Eşim 20 Haziran ‘da gidecek 27 ‘sinde dönecekti. Temmuz 2 de oğlumun doğum tarihi olacaktı… Kararımız bu yöndeydi… Ve o gün bana elindeki test sonuçlarına bakarak “3 ‘lü teste göre değerleriniz risk grubunda çıkmış. Bilginiz var öyle değil mi” diye sordu. Eşim anlamamış ve ben de o an gayri ihtiyari bir şekilde, doğum tarihinin belirlenmiş olmasının verdiği heyecanla belki de “hı hı” diyerek geçiştirdim. Ama doktorun yanından ayrıldıktan sonra fark ettik, eşim de ben de anlamamışız ne dediğini ve merak ettim. En son 26 Haziran için kontrole çağırmıştı doktorum. O gün yalnız gittim doktora… Ve sordum… “HCG düşük çıkmış. Yani riskli bri bebek …” dedi. Doktora soramadım hiç birşey. Ama içim yandı bir an… Eve geldim ve eski doktorumu aradım… Bana çok yüksek bir risk olmadığı için söylemediğini iletti… “Bunlar sadece istatistik sonuçları” falan dedi. “Ama risk hep vardır” diye de ekledi. Bebeğime haksızlıktı bu… Eşim yoktu, yalnızdım ve çok kokmuştum. Ne yapacağımı bilemeden son bir haftalık yolculuğumuza devam ettik oğlumla. Ama o 1 haftada akıttığım gözyaşı… Çaresizlik… Ve 2 Temmuz sabahı annem ve eşimin kuzeni ile gittik hastaneye. Eşim yetişememişti ve işin kötüsü ne zaman döneceği de belli değildi. Zira iş uzamıştı…

İlgili Yazı  Banu ile Efe'nin hikayesi

Sabah 9 ‘da girdim doğumhaneye. Genel anestezi… Tanem ‘de ağlayarak uyanan ben sanki meydan okurmuşçasına yaşadıklarıma ve yalnızlığıma o kadar güçlü durmuşum ki tek bir damla akmamış gözümden ve gülümsemişim.. Oğlumu istedim odaya geldiğimde hemen. Ve o kadar heyecanlıydım ki… Dokunmadan önce eşimin kuzeninden oğlumu soymasını istedim. Oğlum karşımda ve sapasağlamdı… Şimdi sıra test sonuçlarında idi… Herşey yolunda giderken 3 Temmuz ‘da doktorum kendimi iyi hissediyorsam taburcu olabileceğimi söyledi. Çıkış işlemlerimiz yapılırken oğluma da sarılık testi yapıldı ve çöktüğüm an. Çıkamadık derken sarılık uzadı. Ve maalesef doğum yaptığım hastane risk almak istemediğini, oğlumla benim aramdaki AB uyumsuzluğu sebebi ile sarılığın tehlikeli olabileceğine bildirerek, sevimizi yaptı… Çok uzun uğraşlar, büyük çabalar ve arayış sonucu Zeynep Kamil Hastanesi ‘ne bir bebek hemşiresi refakatinde yerleştik. Hiç kucağımda tutamamıştım, saramamıştım yavrumu. Henüz sezeryanlıydım ya… Kollarımdan aldılar ve 5 dakika sonra kıyafetlerini verdiler elime… Tamı tamına 21 gün…

Yoğun bakıma sabah 7’den akşam 9’a kadar kalmak koşuluyla gittim geldim. Çünkü Tanem evdeydi hem bensiz hem babasız… Sarılığının uzamasının dayanağını bulamadılar ilk 10 gün. Sonrasında da idrar yolunda iltihap tespit ettiler… Hem sarılık hem de antibiyotik tedavisine devam ettik… Babamız 22 Temmuz sabahı geldi. Oğlum Ata’m da o gün çıkacaktı ama son yapılan kan testlerinde kansız olduğunu tespit etmişlerdi ve oğlumu 1 gece daha tutacaklardı yoğun bakımda. 23 Temmuz sabahı artık öyle mutluyduk ki… Zeka testlerimizden de olumsuz bir sonuç gelmemişti …Ve Ata’m babasının gelmesini beklemiş o gelince de evimize girmişti… Şimdi Ata 2 aylık… Küçük bir adam.Tanem 3 yaşını doldurdu. Minik bir abla.. Bense yaşadıklarıyla daha da güçlenmiş bir anneyim…

Fatos Yılmaz Güçlü & Tanem Alya 02,08,2007 & Ata Berk 02,07,2010

Bir önceki yazımız olan Öznur ile Nisa ve Enes'in hikayesi başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

İlgili Yazı  Aylin ve Nehir'in hikayesi