Doğum Hikayeleri

Esin ve Kuzey’in hikayesi

Kuzum, bir tanem, her şeyim, oğlum Kuzey’ ime 06.06.2007’de kavuştum. Her zaman heyecanla ve büyük bir merakla okuduğum doğum hikâyelerinden sonra bu da benim hamilelik ve doğum hikayem… Eylül 2006 ‘da reglimin tekrar gecikmesi sebebiyle yine doktora gittik. Ben artık bir bebek sahibi olmak istiyordum ama eşimin kafasında hala soru işaretleri vardı. Doktorum ortaya çıkan kistlerin ardından doğum kontrol hapını da bıraktıktan sonraki bu düzensizlikler için bir hormon test önerdi. Ben artık çok bunalmıştım bu gecikmelerden ve hemen yapalım demiştim. Testin sonucunu aldığımızda doktorum değerlere bakarak bazı hormonların arasında olması gereken oranın ben de neredeyse tersi olduğunu, şimdilik çok korkulacak bir şey olmadığını ifade etti. Sonra da 1-2 sene daha çocuk yapmayı düşünmediğimiz taktirde bu dengesizliğin artabileceğini, belki de tedaviyle bebek sahibi olabileceğimizi söyledi. Doktorun bu sözlerini duyduğumda kendimi ne kadar kötü hissettiğimi ancak aynı şeyleri yaşayanlar hissedebilir.

O günkü konuşmadan sonra eşimin de kafasındaki soru işaretleri farklılaştı sanırım. Ve o ay ilk defa çocuk sahibi olmayı istediğimizi ikimiz de söyledik birbirimize. Sonrasında o ay pek umutlu değildik ama denemek istedik. Bu arada doktorum benim yumurtlama düzensizliğim olduğunu da söylediği için yumurtlamamı da iki günde bir gidip ultrason ile takip ediyorduk. Doktorum yumurtlamanın bir kaç gün içinde olacağını söylediğinde ben eşimi bırakıp İstanbul’a gitmek zorundaydım. O yüzden o ay hiç ümitli değildik zaten. “Ayın 4 ‘üne kadar regl olmazsan gel. Ya hamilesindir ya da başka tetkikler yapmamız gerekecek” dedi doktorum. Doktora ayin 6’sında gittik. Ben ayın 2’sine kadar dayanamayıp iki kez test yapmıştım ve her ikisi de negatif çıkmıştı. Ama hamile olduğumu hissediyordum. Doktorum önce USG ‘de baktı ve “rahim duvarı kalınlaşmış. Muhtemelen hamilesin Esin. Ama keseyi 2 hafta sonra görürüz. Test yaptın mı” diye sordu. Ben de 4 gün önce yaptığımı ve negatif çıktığını söyledim. Bunun üzerine doktorum“öyleyse bir de biz yapalım” dedi. Ben test için idrar örneği verdikten yaklaşık bir dakika sonra sonuç belli oldu. Doktorum “Evet test sonucu pozitif. İki hafta sonra gel keseyi ve kalp atışlarını görelim” dedi. O an eşim de ben de ne yapacağımızı şaşırdık. Sevinemedik bile, sadece şaşkındık. Muayenehaneden çıkınca ben “ne yapacağız” diye sordum eşime. O da şimdilik kimseye söylemeyelim, kese görünsün, kalp atışlarını duyalı” dedi. Ama benim içim içime sığmıyordu. İki hafta sonra her şeyin yolunda olduğunu ve 6+2 haftalık hamile olduğumu öğrenince, önce ailelerimize, sonra da herkese söyledik hamileliğimi. Hamileliğimin ilk haftalarında bazı sıkıntılar yaşadım. Düşük tehlikesi nedeniyle bir kaç hafta Progestan kullanmak zorunda kaldım. İlk 4 ay boyunca hafif bulantılarım oldu ama 35. haftaya kadar çalıştım. Her kontrol öncesi havalara uçuyordum, meleğimi göreceğim diye. Ama o hep eliyle yüzünü gizliyordu. Ta ki 34. haftaya kadar. İk kez o zaman gördüm O’nu. Heyecanım daha da arttı. Hamileliğimin en başından beri doktorumla hep normal doğum üzerine konuşuyorduk.

İlgili Yazı  Gaye ile Ozan'ın hikayesi

Normal doğum olmasını çok istiyordum ve doktorum bu konuda beni hep destekledi. Kuzenimin eşiyle beklenen doğum tarihlerimiz aynıydı. Kendisi 37+5 ‘de normal doğumla oğluna kavuşunca benim için beklemek daha da dayanılmaz bir hal aldı. Hergün heyecanla kendimi dinliyordum. Yalancı sancılarla gerçek sancıları ayıramıyor muyum acaba diyordum. 38+3 ‘de sancılarım vardı bana güre ama düzenli değildi. Bu arada 32 haftadan itibaren 3 santimetre açıklığım vardı ve ben bu yüzden de 40. haftayı beklemeyiz diye düşünüyordum. Ancak kuzumun yeri rahattı sanırım ki gelmeye niyeti yoktu. 5 Haziran sabahı saat 04,00 gibi tuvalete kalktığımda garip bir ıslaklık hissettim. Sanki idrar kaçırmışım gibi çamaşırım ıslaktı. Duşumu aldım, üstümü giyindim yattım. Sabah 07.00 gibi kalktığımda aynı ıslaklık yine vardı ve hemen anneme söyledim. Suyumun gelmeye başladığından emindim. Zaten saat 10.00 gibi doktoruma gittik. Gece olanları anlattım. Hiç de hoş olmayan bir yöntemle onun su olup olmadığını kontrol etti. Sonra da beklenen su olduğunu, doğumun en geç 24 saat içinde başlayacağını söyledi. Dinlenmem için eve gitmemi isteyen doktor ertesi sabaha kadar bir şey olmasa da çantamı alıp saat 09.00 ‘da hastaneye gelmemi uygun gördü. O gün o kadar uzundu ki benim için… Sonra gün içinde bir kez daha gittim hastaneye sancılar var diye… Ama daha sık aralıklarla olmasını beklememiz gerektiğini, evde daha rahat olacağımı söyleyerek yeniden eve gönderdiler beni. O ilk gecenin nasıl geçeceğini düşünürken mışıl mışıl uyumuşum. Sabah uyandığımda ben de inanamadım. Sabah 06.30 ‘da kalktı, duşumu aldım. Kahvaltı ettikten sonra annem, eşim ve ben hastaneye gittik. Başka kimseyi çağırmak istemedik. Çünkü normal doğumu bekliyorduk ve ne kadar süreceğini hiç bilmiyorduk.

İlgili Yazı  Fatma ve Erdem'in hikayesi

Doktorum şayet doğum uzarsa epidural doğumu düşünmem konusunda beni ikna etmişti. Hastaneye yatışım yapılır yapılmaz suni sancıyı vermeye başladılar. Başlarda sancılarla başa çıkabiliyordum. Bu arada saat başı gelip açıklığı kontrol ediyorlardı. 3,5 cm olan açıklık 1 saat sonra 4,5 santimetreye çıkmıştı. Ama ondan sonra açılma hızı yavaşladı ve hatta durdu. Bu defa dozu arttırdılar. Sancıyı daha fazla hissetmeye başladım. Artık cidden canım yanıyordu. Doktorumla konuştum. O da bu durumun uzun süreceğini ama istersem epidural yaptırabileceğimi söyledi. İşte asıl sıkıntı burada başladı benim için. Anestezi doktoru geldi. Ben bir yandan hafif sancıları çekerken o da bir şeylerle uğraşmaya başladı. Tabi ne olduğunu bilmiyorum. Bana işlemin bittiğini ama epidural kataterini takmak için 2 kez girmeye çalıştığını ve birinde spinal kanala ulaştığını, çok düşük bir ihtimalle epidural kanaldan oraya kaçış olacağını, endişelenmemem gerektiğini söyledi. Elbette o bunları anlatırken, neden bahsettiğini pek anlamamıştım. Saat 13.00 gibi ilk epidural dozu verdiler ve ben gerçekten çok rahatladım. Acım azalmıştı ama bacaklarımı çok hareket ettiriyordum. Doktorum da zaten yatarak beklemem taraftarı değildi. Biraz bekleyip, kalkıp dolaşmamı söylemişti. Yatmak benim de isime gelmiyordu. Bu arada eşimin annesi ve babası beni görmeye gelmişlerdi. O arada ebe de kontrol için geliyor, karnıma elini koyup kasılmaları takip ediyordu. Ebenin eli karnımdayken bir şey hissettim. Şarıl şarıl sesler eşliğinde benim suyum gelmeye başladı. Odayı boşalttılar. Yanımda sadece annem ve ebe kaldı. Bu arada suyum öylesine çok geliyordu ki ben şok içindeydim, nasıl bu kadar su olabilir diye. Yataktaki pedi geçip çarşaflara geçmişti. Çarşaflar değiştirildi ama benim su ara ara yine geliyordu. Bu arada saat ilerledi, epiduralin etkisi geçti ve ikinci doz epidurali verdiler… Ne olduysa ondan sonra oldu. Bir süre sonra belden aşağısını hissetmemeye başladım… Ne olduğunu anlayamadığım için bir çığlık attım “anne bana birşey oluyor” diye… Hemşireler geldi, tansiyonuma baktılar. O heyecan ve korkuyla benim tansiyonum düşmüştü.

İlgili Yazı  Pınar ve Bahar’ın hikayesi

Anestezi doktorunun “düşük ihtimal” dediği şey olmuş, anestezi spinal kanala kaçmış ve ben belden aşağımı hissetmemeye başlamıştım… Ağlamaya başladım. Sabahtan beri normal doğum için bekliyorum. Şu an hiçbir şey hissedemezken nasıl ıkınıp doğuracaktım… Bu arada açılmam da çok yavaştı… Ne olursa olsun artik epidural istemediğimi, dayanabileceğim kadar dayanacağımı söyledim. Ama bu arada bacaklarımı bile hissetmiyordum. Ebeler kontrole geldiklerinde dizlerimi büküp bacaklarımı kendim tutamıyordum havada; bir bacağımı annem, bir bacağımı esim tutuyordu ve ben ağlıyordum… 3-4 saat sonra etkisi geçmeye başladığında sancıları tekrar hissetmeye başladım ve sonunda tekrar ayağa kalkabilecek duruma geldim… Ama artık ağrılarım dayanılmaz hal almıştı.. Saat 22.00 gibi artık açılmanın olduğunu ve doğumhaneye inebileceğimizi söyledi doktorum… 55 dakikalık benim için zor olan bir sureden sonra oğlumun sesini duydum. O anda duvardaki saate baktım. saat 22.55 ‘ti… Doktorum hemen üstüme yatırdı.. O kadar güzel, masum ve yorgun görünüyordu ki… O dakikadan sonra her şey durmuştu benim için… Gündüz çektiğim acılarımı, ağrılarımı her şeyi unutmuştum… Artık 3 kişilik daha güzel bir aile olmuştuk… Hayatıma anlam katan, bana yeni payeler veren, çok şey öğrendiğim, bana arkadaş olan ve her gün beni şaşırtan oğlum Kuzey bugün 3.5 yasında. Ve ben; zamanın nasıl bu kadar hızlı geçtiğine, nasıl bu kadar büyüdüğüne hala inanamıyorum…

Esin Çelebi Akman (06/06/2007)

Bir önceki yazımız olan Fatma ve Erdem'in hikayesi başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.