Doğum Hikayeleri

Banu ile Efe’nin hikayesi

9 Aralık 2006 sabahı saat 07.00… Biran önce kalkıp bir şeyler yemem gerekiyor. Çünkü öğleden sonra saat 16.30 gibi doğuma alınacağım. Heyecan bir geliyor, bir gidiyor… Şaşkınlık içindeydim genel olarak. Annem yurt dışından geldi bir gece öncesi… Herkesin suratı kireç gibi… Eşim konuşamıyor bile. Neyse güle oynaya çıkıyoruz evden… Saat 12.00 ‘de hastanedeyiz fakat, kayıt filan derken saat 14.00 oluyor… Ve saat 16.30 ‘da başlayacak doğumun hazırlığı tam gaz devam ediyor. Saat 15.00 ‘de hemşire geliyor ve benim doğumumu öne aldıklarını söylüyor. Bu arada midem bütün hamileliğim boyunca olduğu gibi yine cayır cayır yanıyor. “Bir şey yemeyin” denmesine rağmen hemen ağzıma Pastil atıyorum. Annem neşelendirmeye çalışıyor beni ama hem doğumdan hem de narkozdan korkuyorum. Eh hamileliğin verdiği duygusallık had safhada.

Narkozu yedikten sonra ya uyanamazsam diye düşünüyorum ve beni doğuma almaya geldiklerinde ağlamaya başlıyorum… Belki sevdiklerimi bir daha göremem diye… Efe bu arada bütün gün hareket etmedi. Yavrum o da heyecanlı herhalde… Asansörden indiriliyor ve doğumhaneye götürülüyorum. En net hatırladığım çok soğuk olduğu. Narkozdan önce inanılmaz üşüyorum. Sonra derin bir uykuya dalıyorum. Ve Efe saat 15.30 ‘da dünyaya geliyor. Oğlum dünya güzeli bir bebek. Odama alıyorlar beni. Ama henüz narkozun etkisinden tam olarak kurtulamamış olacağım ki gözlerim bulanık görüyor. Bu yüzden oğlumu hemen göremiyorum. Sadece ebenin bana emzirme hakkında bilgi verdiğini duyuyordum. Ve küçücük bir varlığı göğsüme yasladıklarını hissediyorum. İşte o an o minicik ağzı ile göğsümden ilk damlayı içtiğinde hissettiklerim inanılmaz. İşte bizim hikayemiz… Rabbim herkese çocuk sevgisini, dileyene bu duyguları yaşatsın inşallah…

Banu Rabia Taylan Akpınar (09/12/2006)

Bir önceki yazımız olan Esin ve Kuzey'in hikayesi başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

İlgili Yazı  Yeşim ve Oğuz Kağan'ın hikayesi